19 Eylül 2012 Çarşamba

10 Eylül'e...

İzlerken bile ne kadar çok yoruluyoruz filmlerdeki aşkı... her gişe filminde bir burukluk, insanın içini acıtan ağır bir sızı olmazsa olmuyor. Ben bu tür filmler yüzünden insanların kendi yaşadıkları aşkların farkında bile olmadıklarını düşünüyorum. Aşklarının içinden hüzün geçmedikçe kıymet bilinmiyor. Çoğu romantik şarkının da ayrılık sonrası bedbahtlığı anlatmasının temel sebebi de bu bence. Insanımız bu tepside ne sunulursa hayır demiyorlar.
Bense başka türlü bir aşkı anlatacağım size; aslında herkesin yaşabileceği türden olanı. Bugün 10 eylül, benim için aşkın doğum günü. Sevgilim bugün doğdu. Bana aşkın dram gerektirmediğini öğreten insan! Kimsenin yanında onunla olduğum kadar rahat değilim ben... Neşemde de hüznümde de yanımdadir, sırdaşım arkadaşımdir. Ne zaman zor durumda kalsam yanimdadir. Sıkılmadan yorulmadan, tam 5 yıldır. Ben de aynı duygularla yanındayim bu dev yürekli mütevazi adamın... Aşkı aşk yapan da bu bence,duyguların sürdürülebilirliği.Kavga da ederiz, tartişiriz da ama hasarsız atlatiriz. Bizi huzurlu ve mutlu yapan aramızdaki bağ, dayanikli hale de getiriyor.
iyi ki doğdun sevgilim, nice güzel yaşlara (Benimle :))


Triple Parantez: Telefondan yazılmıştır, hataların affolmasını dileyerek, orjinal haliyle yüklenmiştir.

Alzheimer


                                        
Anneannem alzheimer hastası. Çoğu zaman bugünde yaşamıyor, bizleri (çocuklarını, torunlarını) net hatırlayamıyor.Rüya ile gerçek bile karışabiliyor, yani ayırt edebilme yeteneği oldukça azaldı. Bazen anne ve babasının yaşadığına inanıyor, büyük dedemize, yani babasına inanılmaz düşkün olan ve ölünceye kadar ailesine bakmış olan anneannemi bu anlarda sakinleştirmek zaman alıyor, "iki yaşlı ne yaptılar bensiz acaba" diye kendini paralıyor resmen. Dedem ve anneannem için yaşadıkları ilçeden taşımak çok mümkün değil; hatırladığım en genç hallerinde bile 3 gün sonra sıkılıyorlar, evlerine dönmek için sudan sebepler sunuyorlardı. Dolayısıyla yapabileceğimiz en büyük yardım onları sık sık ziyaret etmek.
Annem bunu büyük ölçüde yapmaya çalışıyor; 2 ayda bir mutlaka gidiyor, kalabildiği kadar kalıp geri dönüyor. Teyzelerim ve dayılarımsa pek umursamıyorlar açıkçası. Anneannem hepimizi tam hatırlarken yani sağlıklıyken evleri çocukları ve torunlarıyla dolup taşardı. Hatta dedem evin gürültüsünden bunalıp  teker teker gelin  diye takılırdı tüm çocuklarına. Özellikle  bayram günleri herkes anneanemlerin evinde buluşur,eski büyük yemek masasının çevresinde yerimizi alırdık. Herkes birbirini dinler, neşe içinde yemeğimizi yerdik. Hatta toplum içerisinde özgüvenle konuşabilmemi bu yemek seanslarına bağlayabilirim rahatlıkla.

Maalesef anneannem hastalandıktan sonra sıkı ilişkilerimizi koruyamadık, alzheimer hastasının bakımı gerçekten güç, özellikle bu hasta bir de tek başına tuvalet ihtiyacını karşılayamıyorsa. Yani ziyarete gidenin hemen her konuda yardımcı olması gerekiyor anneanneme. Yemeğini ısrarlarla yedirmesi, tuvalete götürmesi, ilaçlarını zamanında vermesi ve banyo yaptırması gerekiyor, çünkü biz gidince yardımcısı izne çıkıyor.Tuttuğumuz yardımcı bayan bir profesyonel değil, dolayısıyla sadece anneannemin yemeği ve temizliğiyle ilgileniyor.. Anneanneminse gerçekten ilgiye ihtiyacı var. Evet, çoğu zaman mantıklı  cümleler (neye göre,kime göre) kuramıyor. Ama dinlenmeye ihtiyacı var. Tüm gençliğini bize ayırmış büyük annemize bunu borçluyuz.
Evet bu yazımda alzheimer'dan bahsetmedim. Alzheimer maalesef ülkemizde yeterince bütçe ayrılmış bir hastalık değil. Dolayısıyla bırakın küçük şehirleri, büyük şehirlerde bile bu konuyla ilgili çok fazla kurum yok. Beni üzense kurum eksikliğinden ziyade vefa eksikliği. Belki şu an hepimiz sağlıklıyız görünürde ama çoğumuzun vicdanı alzheimer.

Haksız mıyım?
 
Triple Parantez:"Ertesi gün yazacağım" dediğim gün internetimin bozulacağını, sonra günlerce bu durumun çözülmesini bekleyeceğimi söyleseler, tepki bile vermezdim muhtemelen.
Olmayınca olmuyormuş!
Bundan sonra neye karar verirsem vereyim biraz daha temkinli olacağım. Gerçekten.