31 Aralık 2011 Cumartesi

Mor filden yeni yıl dileği..

Yeni yıl da mutlu geçen ve daha da mutlu geçecek günlerimize bir 365 gün daha ekleniyor bu gün. Aşk, sevgi mutluluk,güzel zamanlar, başarılar, geçici hüzünler, sınavlar ve ödevler ile geçen yeni yılımızı kırmızı kutumuza silinmemek üzere kaydediyoruz :). Kırmızı kutumuzdaki her kaydımızı yüreğimizin en derinlerinde aşk ve sevgiyle hatırlıyoruz. Daha nice nice eklenecek, unutulmayacak ve mutluğu sürekli katlanacak 365 günlere sevgilim...
Mor fil den tatlı kediye...
ps: kırmızı kutu semboliktir ;)

22 Aralık 2011 Perşembe

90'lar

Yaklaşık 3 gündür Aşkın Nur Yengi'nin 90'lardaki tüm şarkılarını dinliyorum hem de defalarca... Dinledikçe o kadar çok şey hatırlıyorum o kadar çok anıya gülümsüyorum ki, iki kere özlüyorum 90'ları. 89 doğumlu biri olarak,  94'ten sonrasını net hatırladığımı söyleyebilirim. Şimdi aklıma gelenlere bakıyorum, neler vardı 90'larda;
Kasetler vardı, kaset çalarlar... Tek tuş teknolojisi yoktu sanki, kaset başa ya da ileri sarılırdı. Olmadı kalemle manuel (sevgili okur, el demek sarmadı) olarak sarılırdı bandı.
Candan Erçetin'in sandalyeye ters oturduğu klip, Aşkın Nur Yengi'nin şişeyle çıkardığı ses kadar dikkat çekmişti.
Oya - Bora vardı,minderi kendinden yaylı gibi bir şarkıları vardı. Ne güzel iki kardeş şarkılar söylüyorlar diye düşünürdüm çocuk aklımla. Ceren-Ceyda'dan daha kafiyeli gelmiş olacak Oya-Bora.
Kerim Tekin vardı,mekanı cennet olsun, bir döneme damgasını vurdu abi romantik şarkılarıyla.

Küçük Emrah filmleri vardı, Ceylan'ın filmleri vardı. Kısacası acıklı filmler furyasıydı. Şimdikilerin yanında yaşattıkları hüznün lafı bile olmaz tabi ama onlar da o dönemin "kaptanı"ydılar. ( Acaba o zamandan mı sıradanlaşmaya başladı trajediler? Ne kadar kayıtsızız artık, sıradanlaştı birden herşey. Vicdan, yeniden ayırsan keşke kurguyla gerçeği... Daha az insan mutsuz olur belki.)

Kaygısızlar vardı, Ana vardı(Ayşen Guruda), Baba(Aykut Oray) vardı, Osman Yağmurdereli'nin bir dizisi vardı, Tuluğ Çizgen hizmetçi rolündeydi.Tabi ki Bizimkiler vardı, dram, gerilim, tutku olmadan da izlenirdi bazı diziler. Yine Mahallenin Muhtarları vardı, ne şirindi Çaydanlık.

90'ların sonlarına doğru Yılan Hikayesi ve Deli Yürek vardı. İkisinin de kendi kitlesi vardı. Ne garip, ikisini birden izleyenini görmedim ben. Resmen taraftarları vardı.

Yonca Evcimik'i unutuyordum az kalsın! Şarkılarıyla ve dizisiyle 90'lara damgasını vurmuştu. Oktay (Cenk Torun) 90'ların süperstarıydı resmen :).

Kinder Sürpriz Yumurta ve Pringles'ın ilk zamanları, ilk bisikletim, ilk orgum, ilk gitarım, ilk bilgisayarım, ilk teşekkür,ilk takdir, ilk diş perisi e haliyle ilk diş ağrısı, okula gitmemek için ilk karın ağrısı buluşum(!) ve aklıma gelmeyen tüm ilkler 90'larda yaşandı.

O zaman ailemde herkes sağlıklıydı, herkes çok gençti. Annem bol bol "büyüyünce..." li cümleler kurardı. Şimdi kariyer konuşuluyor her tarafta, kabuller, masterlar, doktoralar...

90'lar iyiydi ya. İyiydi.

4 Aralık 2011 Pazar

Kadın olmak

Aslında bu konu hakkında yazmayı hiç düşünmüyordum. Ama son zamanlarda o kadar çok inceleniyoruz ki, sanırım artık vakti geldi. Heryerde bizden bahsediliyor, her konu bize çıkıyor, herkesin derdi bizimle, hatta herkesin derdi biz kadınların arasındaki ilişki.

Peki nedir kadın olmak?  Gerçekten bizi bu kadar tartışma konusu yapan nedir? Toplumdaki yerimiz neden hala net değil? Erkek sadece erkek-adam diye adlandırılırken biz neden kadın, ev hanımı, iş kadını, evlenilecek kadın,eğlenilecek kadın, entrikacı kadın, yeri gelince "şeytan" olarak adlandırılıyoruz? Neden giydiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz bizi kategoriler içinde kategorilere sokuyor? Bence bunlar acilen cevap bulunması gereken sorular. Ve bence cevabı kesinlikle "kültürel ve toplumların özellikleri" bıdı bıdısı olmamalı, kolaya kaçmanın hiçbir yararını görmedik henüz "toplumcak".

Son zamanlarda tartışılan kadın olayları malum; sokak ortası cinayetler ve 13 yaşındaki bir kızın "davetkarlığı". Bir de tabi müthiş gerçekçi, yaşamdan kesitli dizilerimiz var. Yani aslında duyarlı bir toplumuz biz, yaşanan herşeye bir tepkimiz var; cam ekran arkasından.

Öncelikle, yasalara göre 18 yaşının altındaki her birey çocuktur. Yani kendi rızasıyla bile olsa, 18 yaşının altındaki bir insanla ilişki kurmak temel olarak çocuk istismarıdır. Çünkü 18 yaşına gelmeyen insana mental olgunluğa erişmiş gözüyle bakmıyoruz diye biliyorum. Yani ehliyet alamayan bir çocuğun, ilişkiye girmesi hatta çocuk sahibi olması kadar mantıksız bir durum göremiyorum. 13 yaşındaki çocuk henüz ergenliğe girmiş çocuktur. Henüz ergenliğe girmiş ve vücudundaki değişimlerden yarı mutlu olan yarı korkan bir çocuktur. Ruh hali darmadağındır. Beğenilme içgüdüsüne yeni yeni sahip oluyordur ama aynı zamanda korunmaya en ihtiyacı olan çocuktur. Çünkü ondan beklenenler artık ödev yapması, annesine yardım etmesi, tarlaya gitmesi, kardeşine bakması v.s ile sınırlı değildir, vücudundaki değişimler gerek yaşıtları olan gerek yaşıtları kadar beyni ve ahlakı olan karşı cins tarafından farkedilen çocuktur. Siz o yaşlarda bir kız çocuğunun üzerindeki ergenlik baskısının ne demek olduğunu bilir misiniz sayın karşı cins okur? Batıda çoğu aile bunu en hafif derecede atlatırken, doğuda verilesi kız sınıfına giriyor bu çocuklar. Gerçi batıdaki de sokağa çıktığında yoğun bir baskı içine giriyor, kız çocuğu her yerde kız çocuğu. Çünkü sokakta,köyde ve benzerinde karşı cinsle ilişkisi sınırlı insanların yoğun fiziksel ve psikolojik saldırısına uğruyor. Hem kadının hem erkeğin saldırısına. İlginç değil mi? En çok kadın kadına saldırır, hatta en çok bunun dizilerine duyarlıdır yurdum insanı, en çok reytingi kadınlar arasındaki alengirli bol skandallı ilişkileri anlatan diziler alır. Konudan çok kopmadan son cümle, 13 yaşındaki bir çocuk birilerinden hoşlanır, beğenilmek ister hatta içgüdüleri ve hormonları artık kullanımdadır ama kadın cinsinin yavrusu olan bu çocuk kendi isteğiyle bu kadar mekanik ve çoklu ilişkiye girmez. Çünkü vakit masallarla uyutulmanın geride bırakıldığı; artık o masalların birebir kahramanı olma vaktidir onlar için. Kaldı ki kendi isteğiyle de olsa, bu çocuk rahatsız bile olsa yapılacak şey "isteğine karşılık" vermek değil tedavi ettirmektir. Suçluların da "kendi kararını verme derecesinde sağlıklı olmayan bir bireyden yararlanma"  suçundan cezalandırılmasının  başka potansiyel suçlular için caydırıcı olacağına inanıyorum.

Medya  da keşke artık ciddi anlamda yararlı olsa diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Zaman, sokak ortası vahşetleri ekrana taşımaktan ziyade birlik olma zamanı. Kadının adı olmamasına alıştık-alıştırıldık maalesef ama hiç olmazsa kadının yaşı olsun diyorum. Ve kendimizi inandırdığımız kadın=şeytan denklemini çocuk istismarcıları bahane olarak kullanmasın.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Bu arada...

Geçen sene bugün yazdığım blogu okudum. Puan'ın okuldan atılışına dair. Köpeğimizi kokuyor diye atmışlardı okuldan. Evet bu kadar basit bir durumdan dolayı. Aklıma geldi, yazmadan edemedim. Puan'ın uyuduğu yer uzuuun bir süre daha kötü koktu O atıldıktan sonra. Az buz değil belki aylarca koktuğunu hatırlıyorum. Hatta sanki hala bazı zamanlarda kokuyor gibi. Ben buna Puan'ın Laneti diyorum. Ve sadece kendi için yaşayan insan denilen topluluktan hem ürküyor hem tiksiniyorum.

Uzun zaman sonra...

Merhaba Sevgili Okur,
Görüşmeyeli uzun zaman olmuş. Korka korka girdim resmen kendi bloguma. Hani uzun süreli tatillere çıkarız, dönüş yolculuğu uzundur. Eve girmek, girebilmek o uzuuun yolculuğun sonundaki tek amacımız olur ama aynı zamanda garip bir tedirginlik duyarız. Camı açık bıraktım da her yer toza mı gittilerden, ütüyü fişte bıraksaydım komşulardan duyardımlar veya ay kitledim mi kapıyı ki? gibi paronayakça düşüncelerimizin arasından geçilmez. Güvensiz kalabalıklar bütünüdür bizi korkutan aslında.

İşte öyle hissediyorum şu anda. Kapımı açtım, kontrol ettim içeriyi. Güvendeyim, evimdeyim, bu kadar.  Benim için ne özeldir bloglarım. Birlikte büyütüldüğümüz çocukluk arkadaşlarım gibiler.

Evet can arkadaşım, en son yazdığımdan beri pek birşey değişmedi aslında. Zihnim bir süredir kalabalıklığını yenemiyor ama artık şikayetçi de değil. Ya da dürüst olalım, çok şikayetçiyim. Senden yardım istemeye geldim. Bundan sonra misafirlerimin yarısı senin. Ama bugün değil, yavaş yavaş.

İyi ki döndüm sevgili blog, sevgili albümüm.