19 Temmuz 2011 Salı

Your secrets will be in my pocket, if you wish...

I want to read your unwritten diaries,
I want to hear your unspoken words,
I don't want to know just your secrets unknown for me,
I want them which are also unknown for you.
Then repeat after me;

"Just live and see with you."

17 Temmuz 2011 Pazar

Doğum Günü Çocuğu

İşte O bugün benim :) Evet Okur, yapış yapış sıcak bir Ankara öğleninde doğdum ben. Hem de tam 22 yıl önce.
Efendim 22 yıldan beri ne değişti diye bakarsak,
Zamane çocukları değişti,
İnternet hayatımızın merkezine yerleşti,
O zamanın çocukları gelişti, kocaman kadınlar/ erkekler haline geldi.

Yaşlanmaya nasıl da seviniyor insanoğlu yaş henüz 20'lerin başı olunca... Ya da yok ya ben hep sevineceğim bu doğum günü hadisesine. İnsan büyüdüğünün her zaman farkına varıyor/vardırılıyor ama doğum günü apayrı,tam tur atıyor ömrümüz. Aslında 22 yıl önce neredeysem yine oradayım ama birikiyorum, hem ruhen hem bedenen günden güne. Geçen sene bugün sevgilimleydim, bu sene ailemleyim, seneye neredeyim bilemiyorum bile.  Hayat kötü şakalar yapmadıkça sürprizleriyle güzel. Gizemi herkes sever. Bu yüzden mutsuzluk yaratmıyor bu bende, e ne güzel hayatımın çetelesini tutuyorum  her sene sadece bir günde. Bir de büyüdükçe aldığın hediyelerin anlamı değişiyor, yılların tüketemeyeceği ömürlük armağanlar renk katıyor gününüze, sonra ömrünüze...
Doğum Günü Çocuğu olmak güzeldi, kutlamaydı, şamataydı, pastaydı, hediyeydi.
Doğum Günü Kadını olmak daha güzel, kutlamalı, hediyeli ve en önemlisi  hatırlandıkça değerli.
İyi ki varsınız sevdiklerim,yakınımda da olsanız, uzakta da olsanız,  hatta rüzgar gibi görmeden hissetsem de varlığınızı, her zaman kalbimin tam ortasındasınız...
Sizin için iyi ki doğdum,
İyi ki sizinle büydüm, yetişkin oldum! :)

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Biz çocukken Hugo vardı...

Yazmanın zor geldiği zamanlardan birini yaşıyorum sevgili okur. Aslında yazacak çok şey varken, hiçbirini yaz(a)mamak bana da ilginç geliyor ama toparlayamıyorum tuşlarımı.
Tuş deyince;
 90'larda çocuk olanlar bilir Hugo ve Tolga Abi'yi. Hugo parmaklarımızın ucunda olan bir halk kahramanıdır. Cadı Sila durmadan Hugo'nun çocukları ve  karısı Hugolina'yı kaçırır ve telefonla oyuna katılan çocuklar da parmaklarıyla yani "tuşlarla" Hugo'ya ailesini kurtarması için yardım ederlerdi. O zamanın çocukları da program bitene kadar sanki yarışan bizmişiz gibi heyecanla izlerdik. Kurtarabilen "şanslı", kurtaramayan "öeh salak" olurdu gözümüzde. En azından ben öyle düşünüyordum, nereden bilebilirim ki birgün oyuna katılacağımı ve  benim de "öeh salak" grubuna dahil olacağımı?! O zamanlar aklıma gelmeyen birkaç soruyu sizinle paylaşıyorum okur; cevaplarını eskiden bildiklerim ama unuttuklarım olabilir.
1-) Cadı Sila hadi gıcık, aileyi de ısrarla kaçırıyor. Peki neden Hugo ailesini yalnız bırakıyor?
2-)Diyelim Hugo saf/ işe gitmesi gerek-aile geçindiriyor vs., Hugolina niye her defasında aynı tuzağa düşüyor?
3-) Cadı Sila yenildiğinde niye Hugo Sila'nın kaçmasına izin veriyor?
4-)Niye Hugo ve ailesinin tipi ile Cadı Sila'nın tipi aynı değil? Niye kötü tarafta garip bir güzellik var? Hugolina'nın daha güzel olması gerekmiyor muydu? Hani Uyuyan Güzel, Külkedisi, hatta Kurbağa Prens masallarının güzel prensesleri?
Bunlar sorularımın birkaçı, gerisini içimde saklıyorum. Bazen düşünüyorum, acaba çocuk olmanın en güzel yanı hiçbirşeyin saçma gelmeyeceği kadar saf olmamız mıydı? Ya da saçmalamanın serbest olması mıydı? Düşünmek lazım...

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Bazen hayata dokunmak istersin

Ama hayat sana dokunmak istemez. Bu durumda hissedememek tercih olmaktan çıkar. Bu yüzden  sadece bir koyuna sığınmamak lazım hayatın. Tüm koylarını tanımak gerek. Ben hafif dalgaları koylarını seviyorum mesela. Sen de seç koylarını, gez teker teker. Küstürmeden hiçbirini, usul usul...