Kadehini yavaşça masasında boş bulduğu ilk yere bıraktı. Her zaman inanılmaz düzenli olan odası bu aralar biraz dağınıktı. O geldi aklına, ne de çok severdi masanın üstüne oturmayı. Sakince iki yana salladı başını,
O artık yok.
Yatağını toplamak için yerinden kalktı, düzeltmek için birkaç kazak ve pantolonun daha dolaba kaldırılması gerektiğini görünce canı sıkıldı, bembeyaz yorgan kılıfındaki botlarının izini görünce sinirlendiğini hissetti. Sonra dün gece uzun zaman sonra ilk kez üstünü çıkarmadan kendini yatağın üstüne attığını hatırladı.
O'nun ölümünden bu kadar etkileneceğini asla tahmin edemezdi. Her zaman yaptığından daha farklı birşey yaptı: kaçmıyordu O'ndan,ama hatırlayacak kadar anıları da yoktu ki. Botun gri izine birkez daha baktı, kulaklarında onun sesi, biraz şaşkın sesi: "Aaa, burayı kirletmişsin, hayret nasıl oldu? " gülüyordu işte yine, sonra biraz ciddileşti:"neyse biraz dinlenince değiştirirsin artık..." Neden bu kadar boş diyalogları hatırlıyordu ki? Hayır, hep bu kadar yüzeysel değildi konuşmaları, O garipti, çok sıradandı, güzel bile değildi, ama tipik de değildi. Küçük sorunları büyütüp, büyük sorunların karşısında dimdik durabilirdi. Bir an önce büyümeye hevesliydi, öğrendiklerini günlük hayata uygulamaya çalışıyordu. Güldü sesli sesli, evet bir keresinde bir karar için öğrendiklerini kendi üzerinde denemeye çalışmıştı. Aslında O'nunla hayat eğlenceli olabilirdi, ama ne zaman ne mekan müsaitti.
O'nu hayatından çıkarmak zorundaydı.
Çünkü sorunlar başlıyordu ve sadece kanı kaynadığı biri için; hayatında yeterince sorunu varken yeni sorunlar ekleyemezdi. Her sevdiğini söylediğini sevmek zorunda değildi, dahası O da sevmiyordu,kontenjan dolmuştu, dostluk kazansındı. Nefes alamadığını hissetti, birden O'na öfkelendiğini hissetti, daha yeni kurtulmuştu oysaki, daha yeni. Hiç beklemediği bir anda hiç beklemediği bir şekilde, resmen iznini istemişti. "Müsait bir yerde inebilir miyim?" gibi bir ricaydı bu, gideceği yere yaklaşmış birinin aceleci ama kibar ifadesiyle, tüm yorgunluğuyla bitiyordu bu film de. İçeri giren temizlik görevlisini farketmemişti: "Geç bile kalmıştı" dedi kendi kendine. Temizlik görevlisi anlamamıştı: "Bana mı dediniz?" "Yok, size demedim, sesli düşünüyordum sadece". Görevlinin masasına baktığını farketmişti, sevindi, yorgunluktan aklının iyice karıştığını düşünecekti. İşine gelirdi, şu an kimseye birşey söylemek istemiyordu.
Yatağının üzerini topladı, yorganın kılıfını çıkardı, tam sandalyesinin üzerine koyduğunda kitaplığının ne kadar dağıldığını farketti. Dağınıklığa dayanamadığı halde, son zamanlardaki yoğunluk resmen gözünü bağlamıştı. Kitaplarını tekrar dizdi, parlayan taşları farketti.
Doğum günü hediyesiydi, aradan kim bilir ne kadar zaman geçmişti. "Yalnız bir yolcusun sen, bul artık yol arkadaşını" söylerken samimiydi dileğinde. Belki de o diledi diye olmuştu, bilmiyordu şimdi, daha doğrusu düşünemiyordu. O'nun yazdıklarını buldu, istemeye istemeye okudu.
O artık yoktu.
Gazetedeki kadının resmine bakıyordu. Kadın tanıdıktı, gözleriyle neşe saçıyordu. Artık üzülmediğini farketti, O kendi inancıyla en güzel tabloyu tamamlamaya gidiyordu. Sadece merak ediyordu;
Kendisi bu kadar griyken, neden renkliler önce gidiyordu?
Saçlarında rüzgarı hissetti, üstelik kapı da pencere de açık değildi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder