22 Şubat 2011 Salı

Dejenerasyon

Güliz'le konuştum az önce... İnternet büyük nimet, enn yakın arkadaşımı bir webcam kadar yakınlaştırdığı için daha bir seviyorum artık. Onunla konuşmasam içimden yazmak gelmeyecekti heralde.
Evet bugünkü yazımın konusunu açıklıyorum: Law and ethic, evet kanun ve ahlak.
Deniz İngiltere'ye gittiğinden beri aynı şeyi söylüyor: bazı değerleri yok, korkunç! Güliz de Hollanda'da aynı şeyden muzdarip:"çok rahatlar Cerenimo yaaa".
Aslında arkadaşlarım oldukça rahat insanlardır, başkalarının yaptıklarını yargılamazlar, bunu özgürlüğü kısıtlayıcı birşey olarak görür, ilkel bulurlar. Eee o zaman? Benim "modern" arkadaşlarım neden bu kadar mağdurlar (!)? Nedeni açıklıyorum sayın okur, çok basit: kültür farklılığı. Şu anda "yapma yaa, ciddi misin, ay ne zekisin sen öyle" diye dalga geçtiğini biliyorum sayın okur, nedeni ortaya çıkardım diye Nobel beklemiyorum, ama ne kadar eğitimli olursak olalım, köklerimizden ne kadar uzak olursak olalım yaşam stili açısından, yine de tamamen kopamıyoruz ve bize uymayan birşeyler görünce irkiliyoruz.
Geçen dönem bolca tartıştık sps 303 de etik değerler kanunlar yapılırken dikkate alınmalı mıdır alınmamalı mıdır diye. Hemen hemen hepimiz, "geleneksel değerler farklılık gösteriyor, birine göre yapsan öbürüne uymaz, ııh özgürlüğe aykırı olmaz" lıyorduk ki hala aynı şeyi düşünüyorum aslında ama en basit kurallar, hani belki evrensele yakın olanlar daha bir kanunlaşsa sanki daha mı iyi olurdu diye sormadan da edemiyorum bazen.
Özgürlük harika birşey asla kaybetmek istemem ama bazen an geliyor ki gördüklerim keşke birşeyler yasak olsa diyorum kendi kendime, insan etinin- tabi ki kadının-  fütursuzca sunulması, çift ilişkilerinin uluorta yaşanması gibi... Mesela 7 yaşından küçük çocukların bulunduğu yerlerde daha dikkatli olunabilmesi gibi...
Kimsenin ahlak değerini sorgulamıyorum, saygı duyuyorum, beni  aşırı rahatsız ediyor da diyemem ama bazen tv 'de öpüşme sahnesi çıkınca nereye bakacağını, ne yapacağını şaşıran çocuğun şaşkınlığını yaşamaktan kurtulamıyorum. Ama yarı yaşımdaki çocuklar çok rahat, bundan hoşlanmıyorum, sanki erken büyüyorlar gibi geliyor, GDO'lular gibi.
Evet saçmalıyorum :)Benim ayıp dediğim şeylere başka ırk sıradan bakıyor diye geri kafalılık ediyorum belki ama ben zamanımım "zamane" çocuklarını geri istiyorum, evet 90'larda yetişmiş, bugün açık sahneleri hala yarı utanarak izleyen sevimli neslimi:)
Bu yüzden bazı kurallar etik değerlerle bağdaşmalı, tamamen dejenere olmamak için.
Öyle işte...

21 Şubat 2011 Pazartesi

yalanlarımız****

Saat 03:00

Saat 03:00 olmuş,resimler buruşmuş,
Karlar erirken saçlarımda.
Sen hep güzelsin,
Benimse içtiğim her bir damla yaralarıma vurmuş.

Koşma yorulduysan,anaforda boğulduysan
Sen de korkuyorsan yalnızlıktan
Bilme istemiyorsan,bir an bile gülmüyorsan
Sen de sıkıldıysan yalanlarımızdan

Saat 03:00 olmuş,soğuktan deniz donmuş,
Balıklar kıyılara vurmuş.
Küçük bir kar tanesi,onca yolu uçmuş,
Sonunda tam dilimin ucuna konmuş


                                                  Teoman

4 Şubat 2011 Cuma

4 Şubat Yazısı

Merhaba Okur!
Uzun zamandır yazmadım, evet vaktim vardı, yazamadım değil yazmadım. Nedenini daha önce açıklamıştım; dinlenmeye ihtiyacımız vardı, dinlendik, öğrendik...
Bugün 4 şubat, 34. ay diyoruz buna, güçlü, sınavlar verilmiş tam 34 ay... Ben bile inanamıyorum sağlıklı diyalogumuza, birbirimize duyduğumuz saygı ve sevgi dengesinin en büyük kavgalarımızda bile "emniyet kemeri" olmasına... Uzmanlar bir ara açıklamada bulunmuşlardı: Aşkın Ömrü Üç Yıldır!.Ben de  bir açıklamada bulunuyorum: Yok ya? Evrende türünden bağlı olmaksızın hiçbir enerji tamamen yok olamaz, yalnızca şekil değiştirir. Belki doğrudur, aşk kısa ömürlüdür, biz daha bittiğini görmedik  (maşallah diyoruz:)) ama bitse bile daha güçlü bir bağlılığa dönüşmesi değil midir önemli olan? Sanırım biz bu döneme giriyoruz yavaş yavaş: aşk hala etkin ama artık daha önemlisi var; dengeli ve korumacı bir sevgi... Her ay dilediğimiz gibi, kutlu olsun :)
************************************************************************************
Gündem aslında belli: Defne Joy Foster. Ben bu konu hakkında birşey demek istemiyorum, haddim değil, inancım da "ölünün arkasından konuşulmaz" diye uyarır.
Bunun yerine size Sayın Barlas'ın yazının linkini veriyorum,

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/barlas/2011/02/04/hayat_son_perdesi_kotu_yazilmis_oldukca_iyi_bir_oyundur

Şimdilik bu kadar sevgili okur,
Uzun ve güzel bir ömür dileğiyle...