"Yarın da ekşi hakkında yazacaksın"deseler, heralde "Yok artık, bir önceki yerine alışsın" der, gevrek gevrek gülerdim. Bunu yapamadığım için, içimde ukte kalmasın diye ekşi'den sadece yola çıkarak bir mesele hakkında düşüncelerimi yazmak istiyorum.
Ekşi bir ara resmen favorimdi, hatta yazar olmak için sıradayım, ama artık istemediğime karar verdim. Çünkü o da tıpkı diğer sanal dünya öğeleri gibi, insanların başka kimliklerde tabularını yıkma çabasının gösterildiği bir mantar pano görevi görüyor. En azından günlük girmenin çok da işe yaradığı bir site olduğu söylennemez. Ama yine de yazar, sanatçı, sanat eseri veya belirli kavramlar için diğer kaynaklardan çok daha güvenilir olduğunu düşünmekteyim, çünkü birçok suser aynı konu üzerinde yazınca, ortak noktalardan genel bir fikir ediniliyor.
Yine böyle bir durumda, sınavımda çıkacağından emin olduğum bir kavramın nasıl yorumlandığına bakmak için, açtım eski favorim Ekşi'mi. Tanımlardan her zamanki gibi mutlu olmuşken, e bir de sabah 5'den bu yana dersimle ilgilenmişken, kendimi ödüllendirmek adına biraz dolaşayım sözlükte dedim. Sonuç: tabularını aşamayan toplumların bireyleri deşifre olmayacaklarını bildikleri her ortamda toplumsal tabular hakkında atıp tutarlar, üstelik kendi düşüncelerini mutlak doğru gibi algılayarak.
Bana bunları düşündüren başlığı paylaşmayacağım, hem o zaman başlığa negatif de olsa bir değer vermiş olurum, hem de ilk günden beri birçok başlık hemen hemen benim için aynı sonuca çıkıyor. Sadece bu aralar sayıları arttı. Neyse, tabularımız arasında neler var bir bakalııım:
1-) Din: hemen hergün iyi veya kötü yorumlar var üzerine. Bir dine inanmayanın inanana kendi çapında mantıksal açıklamalarda bulunup inananın inancını çürütme girişimleri, inananın yine kendi çapında inanmayanları iğnelemesi -ki buna pek şahit olmadım- beni gerçekten düşündürüyor. Sonuçta inanç da sevgi gibi- ya da daha çekici bir kelimeyle- aşk gibi nedensiz değil midir? Hatta bir dine inanmamak da bir inanç değil midir? E o zaman ne diye millet birbirinin inancına bu kadar tahammülsüz ki? Her koyun kendi bacağından asılmaz mı? Ya da her kul kendi ateş derecesini kendi belirlemez mi? So what? Özetle dinin veya dinsizliğin neden bu kadar çok bireysel yorumlandığını anlamış değilim, tıpkı bekaretin en çok erkekler tarafından tartışılması gibi saçma geliyor bana.
2-) Irk: Birtakım değişimler ve dönüşümler yaşadığımız bugünlerde, asırlardır beraber yaşayan azınlıklarla-çoğunluğa neler olduğunu algılamak benim için oldukça güç. Değişim bir şekilde oluyor, iyi veya kötü. Bu durumda daha çok birbirimize kenetlenmemiz gerekmiyor mu? Değişimlere ayak uydurabilmek veya onları hasarsız atlatabilmek için bir arada sert,tok bir kılıf mı oluşturmak gerekli, yoksa el örgüsü şallar gibi boşluklu dağılmış bir motif, sızmaları engellemeye yeter mi? Hoşgörü ve saygıya en ihtiyacımız olduğu günlerde birbirimizi dinlemezsek gerçekten bir "common good " bulunabilir mi?
3-) Aşk; sevgi, sevgili, eski sevgili, yeni sevgili gibi sürekli aynı şeyleri sol frame de görmeye alıştım zaten. Bu kavramları tabu yapan öğeyi tahmin etmek zor değil değil mi? Şimdi sevgili arkadaşlarım, en azından hepimizin lise öğrenimi gördüğünü varsayarak-ki ortaöğrenim de yeter- insanoğlunun doğasını az buçuk biliyoruz.
İnsan kısaca gelişmiş sosyal hayvandır(t.p: Yani aslında birine hayvan demek o kadar da hakaret değil...). Tıpkı diğer hayvanlar gibi ilkel atalarımızdan bize yadigar kalan şey üreme dürtüsüdür. Bunda yanlış birşey yok. Her hayvanın eşini bulmak için başvurduğu yollar mevcut ve diğer hayvanlardan farklı olarak gerek sosyal gerek kültürel birikimi bulunan biz insanlar, hormonlarımızdan dolayı etkilendiğimiz, karşı cinsi etkilemek için gelişmişliğimizi kullanıp bu dürtümüze basit kavramlar yerine, karşı cinsi daha çok etkileyecek derin kavramların adını veriyoruz. Mesela "heves" yerine "sevgi" diyoruz, sonra aşk geçici dostluk kalıcı diyoruz, birçok pembe dizi izleyip sonra "aynısından" istiyoruz (isterken ışıkçısını, kameramanını v.b hesaba katmıyoruz tabi). Tabular o kadar etkin ki, sapla samanı birbirine karıştırıp, ikili insan ilişkilerindeki doğrularımızı evrensel doğrular haline getirmeye çalışıyoruz. Adı üzerinde "ikili" yani yalnız iki kişiyi ilgilendiren konularda herkesin kendimiz gibi düşünmesini istiyoruz çünkü ya tabumuzun yıkılmasını istemiyoruz, ya da yıktığımız tabunun altında tek başımıza ezilmek istemiyoruz. "Biz" dilini kullanmamın tek sebebi yazımı daha rahat olduğu içindir, yoksa genelleme yapmıyorum, dahası kendimi gözlemlediğim bu gruba dahil etmiyorum. Çok şanslıyım ben bu konuda, kendi felsefemden ödün vermeden, sevginin ve hevesin arasındaki farkı gördüm, hatta karışık halini de gördüm, karışık halinin beni korumak için ya da kendini benden korumak için nasıl uzaklaştığını da gördüm. İlkel içgüdülerimizi sınırlayabilmemizin mümkün olduğunu,ama konu sevgiyse engel tanımayacağını, gurur olmayacağını, hatta birini gerçekten çok seviyorsan nedene bile gerek olmadığını öğrendim. Aşk? aşk çok farklı, dünyevi değil benim için. Çünkü yolculuğa aşık olmak için değil, aşka ulaşmak için çıkılması gerektiğinin ayrımına vardım.
Gerisi?
Gerisi Ekşi zırvası!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder