19 Kasım 2010 Cuma

Sosyal(!) paylaşım ağı

Evet sevgili okur, sadece birkaç gün ayrı kalmama rağmen blogumu özledim. Aslında ders çalışırım diye pc'mi yanıma almıştım ama hemen yayınlamadıkça tadı olmuyor, zaten ders de çalışmadım (bknz. acı var mı acı?).      
     Eve gelince ilk işim maillerime bakmak oldu; daha önceki sınavlarımın sonuçları açıklanmış iyi değiller ama kurtarılamayacak gibi de durmuyorlar(Triple parantez: Evet, istatistik henüz açıklanmadı.). Sonuç mailleri dışında okulumun hala alışamadığım yeni grafiğiyle duyuru mailleri gelmiş, tahmin etmesi zor değil, heyecan verici bir gelişme yok. Bu yüzden bir de "sosyal ağıma"  bir bakayım dedim,tabi herzaman ki gibi ilgilenebileceğim birşeye denk gelmedim.
        Meşhur "sosyal ağ "da yeni trend "arkadaşlarla anket"  gibi birşey, çok hoşlanmadım, zaten bu tür sosyal ağlar hiçbir zaman benim için pek de eğlenceli olmamıştır. Hatta sosyal ağın insanı asosyal yaptığına dair kuvvetli bir inancım var. İlkokul arkadaşlarım da var, bir kere selam verdiğim ve selamdan on dakika sonra sanal arkadaş (!) olduğum kişiler de. Bu durum herkes için geçerli.Mesela, biri bir ileti yazyor, altına yorum yazanların, "like" edenlerin sayısı olsun olsun 10 u bulsun.Aynı kişinin arkadaş sayısı 300. Anlamsız değil mi? Biz çocukken parka gittiğimizde, annelerimiz yapardı: "bak arkadaş, cici cici oynayın...", ki bunun anlamı:" oynarken karşındakini incitme" idi. Sanal dünyadaki birçok arkadaşımla bu kadar bile hukukum yok! Ne zaman birine bu konuda şikayet de bulunsam, tepki açık ve net:"Kapat o zaman hesabını.". Onu da denedim. Hatta eksikliğini de hissetmiyordum. Ama, bazen çok hoşuma giden videolar oluyor, bu durumda arkadaşlarımın hesaplarıyla girmekten hoşlanmıyorum (bknz. privacy obsession). Bir de yakın arkadaşlarım artık fotoğraflarını bastırmıyorlar, bu durumda görmek istediğim fotoğraflara ancak sosyal ağdan ulaşabiliyorum. Benim için fotoğraf albümünden öteye gidemeyen  bir ağın tanıdıklarımın hayatında nasıl bir sahte canlılık katıyor şaşıyorum. Bütün gün sanal ortamda kanka takılıp, yolda görünce birbirlerine selam vermekte tereddüt eden kişileri gördükçe, sahip olduğum bir Onur avucu insanla hergün süren kanlı canlı iletişimim için mutlu oluyorum (t.p: ne yapayım benim ellerim çok küçük, sevgilimin elleri bu ölçü için daha ideal).
     Özetle, internetin getirdiği garip sosyal iletişim ağlarını sevmiyorum, dahası işlevsel bulmuyorum.Bu tür sanal "ortam"lar, normalde de çok sağlıklı iletişim kuramayan biz insanlara, sanal karakterler, sahte ilgi alanları, sahte yorumlar, sahte  arkadaşlıklar yani kısaca  sahte pencereler sunarak, insanlığı boyutları farklı şekli aynı ekranlara hapsediyor. Buna da "sosyallik" deniyor.
Ekşi'yi de artık sevmiyorum ama onu başka yazımda ele alacağım. Yani, beni internete şu anda bağlı tutan iki şey var:
1-) Sevgili blogum:)
2-) Sınav öncesi  slaytlar :(

Sosyal ağlara takılıp nefes alamayacağıma, dersime çalışıp bunalırım daha iyi :) (bknz. iyi kavramı her zaman iyi anlamına gelmeyebilir. Hü?)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder