Hemen herkesin çocukken binmekten acayip keyif aldığı basit eğlence makinesidir salıncak. Üstelik büyüdükçe de imkan olduğu sürece vazgeçilmez. Büyüdükçe daha yavaş sallanırsın o kadar. Çünkü bilirsin ki "bir ileri bir geri hareketi" hareket seni bir yere götürmez, daha çok dinlenme ya da arkadaşlarla -yalnızca yakın arkadaşlarla- sohbet için seçilebilen alelade yer olarak kalır. Oysa çocukkken bambaşka değil midir salıncakta sallanmak?
Bir kere herşeyden önce yarış aracıdır, basit bir salıncak. Ya yanındaki salıncaktakiyle yarışırsın, ya da salladığını cesaret sınavından geçirirsin. Eğlenirken, hırpalanır ve hırpalarsın aslında. Çok hızlı sallandığında da miden bulanır, başın döner. Yani az önce büyük bir haz duyduğun salıncak, indiğin anda çıkarır acısını. Bu yüzden aileler genelde çocuklarının yanlarında salıncağa binmesini ister ve bu yüzden onlar için en ideal salıncak yaşı "bebek" lik dönemidir.
İlk salıncağa bindiğiniz zamanı hatırlıyor musunuz? 90'larda çocuk olmanın avantajı mıdır bilmem, ben sarı oturaklı bir salıncak hatırlıyorum, bir de önünde küçük bir koruması vardı, yavaş yavaş sallanıyordum. Daha sonra hiç yavaş sallanmadım zaten, özellikle gece bindiğimde salıncaklara, sanki ne kadar hızlı sallanırsam o kadar kolay ulaşacakmışım gibi geliyordu yıldızlara. Ulaşamadığım ve ulaşamayacağımı anladığım her "salıncak sefası" ndan sonra biraz daha yavaşladım. Sonuç: okulda sıcak bahar gecelerinde (bknz. yaz başı) kafelere tıkılmamak için gidilen park, hafifçe sallanılan bir de salıncak.
Dün isterdim sallanmayı ama hem hava soğuk hem de hala biraz kırıklığım var. Hem daha basit derse oturmamak için odada sallanmak!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder