İngilizce yazdığım yazıları sevmeyen arkadaşlarımdan aldığım son eleştiri düzeltme yapmaya itti beni: "Kendinle çelişmişsin". Son yazımdan çıkarılan anlam beni şaşırttı ama bir daha okuyunca Türkçe açıklama yapma gereği hissettim.
Benim gibi hemen herşeyi sevmeye programlanmış, sevdikleri için sınırları zorlayabilen birinin nasıl olur da sevgiyi bu denli bir güçsüzlük ve sahtelik olarak tanımlayabildiği konusunda şaşkınlar.
Evet, sevgi benim için gerçekten çok önemli, mutlu olabilmenin en önemli şartlarından biri birilerini sevmek ve sevilmektir. Bununla ilgili bir sorunum yok. Sorun şu, acaba insanlar gerçekten mi seviyorlar yoksa taklit mi ediyorlar?
Her sezon bir sürü dizi, film, şarkı hayatımıza giriyor, hatta biz izlemezsek izleyen arkadaşlarımız kanalıyla giriyor, bize "aşk, sevgi" tanımlamaları yapıyor. Saçma sapan kurgular birçok insanın süperstar ı oluyor, herkes birilerini taklit ediyor. Sırf izlenen aşka duyulan özentiden yanlış insanlarla yanlış birliktelikler yaşanıyor, sonunda mutluluğun bir türlü yakalanamadığı, beklentilerin fazla olduğu karmaşık, yarı boş hayatlar ortaya çıkıyor. Sadece aşk konusunda olsa o bile iyi, "arkadaş grubu" veya "iyi dost" kavramları, alakasız insanları birarada yarı mutsuz tutmaya yetiyor. Sonuçta dizilerle, başkalarının hayatları arasındaki tek benzerlik ikisine de dışarıdan bakılması. Ne de olsa herkes bir diğeri için "başkası".
Ticari amaçla birçok kitleye hitap edilsin diye kurgulanmış birçok kitap ve medya öğelerinin çizdiği öğretilerle, herkesin kendine özgü en güzel değerlerine farkında olmadan bir standart getiriliyor, e yani bu durumda aşk da sevgi de insanoğlunu uyuyan kitle haline getirmiyor mu? Aşkta da sevgide de özgür olamayacaksan, hangi platformda özgür olacaksın ki? Milletin yazdığı hikayeye takılıp kalmaktansa, kendi masalını yazmak en güzeli değil mi?
Aşk da sevgi de karşılık gerektiren şeyler değildir, maddi manevi hiçbir karşılığı olamaz. Karşılıklı sevmek, sevilmek çok güzel birşey ama bunu dünyadaki insan sayısına oranlarsak, aslında karşılık beklemenin matematiksel olarak mantıksız olduğunu görebiliriz. Tabii tanıdığımız insan sayısı + beklediğimiz nitelikler olunca sample space küçülse bile yine de karşılık beklemek çok mantıklı gelmiyor bana. "O" da severse ne ala tabi ama sevgi temelinde kendimiz için duyduğumuz histir aslında. Yani bence kendimizi sevebildiğimiz ölçüde başkalarına yer açabiliriz.
Bu yüzden de karşımızdakinin önce gözlerine ve kalbine sonra cismine bakmalıyız bence. İstenebilirlik yüzdesine değil, sevilebilirlik yüzdesine bakmak daha dürüstçe değil mi? Baktığın zaman içini ısıtamıyorsa gözleri, dünyanın en hoş insanı olsa ne dünya derecesi olsa ne....X dizisindeki W karakterine benzese ayrıca ne...
İnsanoğlu sevebildiği ölçüde özgün olmalı, özendiği ve hayal edebildiği ölçüde standart değil. Buna kızıyorum işte...
Bu sefer oldu sanki
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder