Aşık olduğum Taksim'e ne zaman gitsem iyice incelediğimi daha önce yazmıştım zaten. Yokuştan inerken incelediğim evleri tekrar tekrar inceleyip sırrını çözebileceğimi hissedecek kadar yoğunlaşmışken, yandan geçen taksiye takıldı gözüm. Dışarıdan baktığınızda,üzerinde ünlü otellerden birinin logosunun bulunduğu bildiğiniz sarı ticari taksilerden biriydi, tek farkla: şoförü. Arabayı kullanırken o virajlı yokuşta kitap okuyordu! Evet evet taksisini kullanan adam kitap okuyordu. Şaşırdım, aslında iyi de oldu, ne yaparsam yapayım tahminlerle evlerin hikayelerinin yanına yaklaşılmıyordum zaten, ben de biraz bu adamı gözlemledim. Adam dediysem, benden en fazla birkaç yaş büyük olsun,yani çocuk. Çocuğun elindeki kitabı tutkuyla okuyuyuşunu gördükçe okuduğu kitabın adını görmek için çaba sarfetmeye başladım. Çünkü ne olursa olsun, taksisi onun ekmek teknesiydi ve yol kenarından giderse ancak müşteri bulabilirdi. Ama orta şeritten gidiyordu ve taksisine binmek isteyen biri ancak uzun bir uğraş sonucu kendini farkettirebilirdi. Eh Taksim- Fatih arasında kilometrekareye düşen taksi sayısını düşünürsek, sıradan bir taksi için, hatta merak uyandırıcı bir şoförü bulunan taksi için bile, müşterinin uğraşmaya değmez bulacağını netlikle görebiliriz.
Ben tüm bunları düşünürken, sabit hızla giden taksiyi ve içindeki kitap kurdu şoförü farkeden kimsecikler yoktu. Yanımdaki kız kendinden geçmiş telefonunu karıştırıyordu, onun yanındaki çocuksa yolun diğer yönüyle ilgiliydi. Önde oturan zavallı kadıncağız ise, Taksim-Yeşilköy havayollarını ilk defa kullanıyor olsa gerek, dolmuş şoföründen gözünü ayırmıyordu. İçimden kadının haline gülmek geldi ama sonra vazgeçtim; ben ilk bindiğimde renk değiştirmiştim, O iyi bile dayanıyordu. Dolmuştaki yolculardan vazgeçip, çevredeki araçları incelemeye başladım. Herhalde benim dışımda birileri daha farkındadır trafikte kitap okuyan taksi şoförünün!? Son model siyah arabasının içinde gerinen 40'lı yaşlardaki araç sahibine takıldı ilk gözüm, o görmüş olmak zorundaydı çünkü daha yeni sollamıştı. Dolmuş taksinin biraz önüne geçerken ben hem kitaba hem de öndeki aracın sahibine bakmaya çalışıyordum, adını yine okuyamadım kitabın ama araç sahibiyle göz göze geldik. Kendisi göz göze gelince daha bir özgüvenle oturmaya başladı, hafif bir gülümseme geldi yüzüne. Yüzüne fazla dikkatli bakmış olmalıyım. Şu anda beğenildiğini düşünüyor garibim, ya da sahip olduğu araçtan etkilendim ona göre. Amcaya acıyıp diğer araçlara yöneliyorum: sarışın, 30'larının sonundaki bakımlı anne çocuğunu azarlıyor, çocuk arka kotuğa sinmiş ellerine bakıyor. Üzülüyorum adına, büyük ihtimalle annesi sınıf annesi veya okul aile birliğindedir, bu çocuk ya yaramazlık yapmış,ya da iyi not alamamıştır. Kadın sigarasını yakıyor, belli ki itibarına zarar veren çocuğu sigara kokusuyla cezalandıracak, ya da gözünü öyle bir hırs bürümüş ki, çocuğunu olduğu gibi kabullenmek yerine dumanla boğacak. Birkaç araca daha bakıyorum, herkes kendi aleminde, bu arada kırmızı ışık yanıyor, artık yokuşun sonundayız. Adam hala keyifle kitabını okuyor, kadın derin derin sigarasını içiyor, 40'lı yaşlardaki sonradan görme amca da gaza basıp çoktan gitmişti zaten. Hayret ediyorum sadece, arabası sıradan olanın kendisinin de dikkat çekmeyişine. Sonra insanların aslında kılıfa takılıp, neleri tükettiğini veya tüketemediğini düşünmeye başlıyorum. "İyi ki çok janjanlı bir kılıfım yok" diye düşünüp seviniyorum içten içe. Bu arada yeşil ışık yandı ve bizim pilot herkesden önce fırladı. Sonunda kitabın adını okudum: DEJA VU.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder