9 Ekim 2010 Cumartesi

Hayatla Beslenmek...

Çocukluğumda da sabahın en erken saatlerinde uyanırdım. Özellikle anneannemlerin evinde, erken kalkmak şahaneydi. Yataktan kalkar kalkmaz balkona koşardım, anneannem ve dedem kalkmış olurlar, bana ve kardeşime anılarını anlatırlardı. Tabi bir de kocaman yemek odası masası vardı ki, onun altında kimse uyanmadan ve annemlere yakalanmadan dondurma -yaz mevsiminde dedem dondurmayı dolaptan eksik etmez- yemek tarifsiz bir eğlenceydi benim ve evin erken kalkan tüm çocukları için.
Çocukluktan gelen alışkanlıkla erken kalktığım için erken de yatıyorum, bünyem öyle bir alışmış ki stresim olmadığı zaman geç yatsam da uykumu alıyorum.
  Okula başladığım yıl erken kalkmanın avantajını yaşadım. Aslında hala yaşıyorum, kaçta yatarsam yatayım, en geç 7.30 da kalkıyorum ve tertemiz havanın -evet sanayi bölgesinde bile- tadını ilk ben çıkarıyorum. Gün boyu yaşadığım iyi- kötü tüm olayları iyice kavrayarak yaşıyorum. Bu durumda güzel bir haber aldığımda ya da mutlu olduğum anlarda daha çok şükrediyorum. Beynim neredeyse her an uyanık, sadece sınav zamanlarında ve mutsuz olduğum zamanlarda,uykumu alsamda(!), uykusuz kalıyorum veya bütün gün yarı uykulu dolaşıyorum. Birtek bu dönemlerde hayatı en ince ayrıntısına kadar algılayamıyorum. Hemen her saniyeyi algılayamazsam farklılık yakalamayacağımı biliyorum, bir loop da kaybolup gitmek istemiyorum.
 Gerçekten sahip olduğum hiçbirşeyi sahiplenmiyorum, olur da kaybedersem çok üzülmemek için ama zamanı sahipleniyorum.
 Böylelikle hayat bana aynı öğünlerde farklılıklarla besliyor, bu da beni farklı açılardan büyütüyor. Verdikleri her zaman tatlı olmasa da, besliyor, sağlıklı kılıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder