Well lets that start from the most classic sentence about objective: Everybody should have objective for live to to direct his/her way, to decide for best, to draw and follow his/her career path. Basically objective is to be happy.
I observe objectives of people get shaped according to the repercussions of people against to experiences they get. They determine their objective of life while they are studying, working or falling in love with someone else themselves. Way of finding or determining an objective is so usual, it's like one of life cycle requirements.
Then I have a question confusing me so much: "why aren't we always that happy ". Actually I left this writing work as a draft many times ago to find the answer.
Unfortunately, I could not find the answer exactly. Little problems can not take the "great happiness" into aparts. Then?
The most possible answer approaches to me at one point which I won't explain.
Do it for yourself, will understand my point.
Hayata dokunabilmek...
18 Aralık 2012 Salı
"Fark Ettirmeli" bence
"farkında olmalı insan...
kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı
farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen..."
can yücel
kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı
farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen..."
can yücel
10 Aralık 2012 Pazartesi
2013'e günler kala
Aslında bloguma şu haftalar önce belirttiğim "Weberyen Bürokrasi" yi anlatmak için girmiştim. Ama birkaç veri amacımı değiştirdi sevgili okur, Weber için arama motorunuzu çalıştırın :).
Blogumun tüm yazılarını teker teker okudum. Dile kolay 3 yıl olacak 2013'le birlikte. Hani insanlığın meşhur bir ortak özelliği vardır: Kişiyi çoğu zaman önceki yıllarda yaptığı, ettiği, söylediği herşey utandırır.
Evet saçma bulduğum birçok şey var yazılarımda, birkaç ergen tavır;efendim boyuna ukalalık ve sıklıkla çocukluğuma özlem. Ama beni en şaşırtan şey, duygularımın derinliği. Kelimeleri, cümleleri her zaman çok uyumlu seçememiş olsam bile, bir zamanlar bir şekilde duygularımı bu kadar derin ifade edebilmek mutlu etti beni.
Sonra farkettim ki,
Duygularımın derinliği kullandığım ifadelerden ziyade anılarımın canlanmasından ortaya çıkmakta. Yani aslında insanın çok eskiden tanıdığı biriyle karşılaşması gibi. Hayatta amaç kendimken yazdıklarımla, başka amaçlara yönlendiğimden beri duygularım bambaşka. Ergenlik bu sanırım, amacın kişinin kendisinin olması. Yine de bazı yazılarımın İngilizce olması kendimle gurur duymamı sağladı. Ne yazarsam yazayım, daha çok insana ulaşmaya çalışmışım.
Şu an yazdıklarımın hepsine-utandırıcı olanlara bile- gülümsüyorum. İnsanın kendisinin kendi gözleri önünde büyüyebilmesi gibi birşey bu.
Zamanında kafama taktığım bütün kırgınlıklarımı silip, utandığım herşeyi özgür bırakıyorum.
Kendimi affediyorum. Sanırım bu tövbe etmek kadar arındırıcı, büyütmek kadar bağlayıcı.Deneyimlemek için açın günlüklerinizi, anlayacaksınız okur :)
1 Kasım 2012 Perşembe
Yakında/Coming Soon
MBA güzel bir program, bazı derslerini SPS derslerinden ayıramıyorsunuz.
Efendim, gölgelerin gücü adına yönetim metodlarını paylaşacağım sizinle elimdeki araştırmayı bitirir bitirmez.
Verebileceğim tek hint; Weber, bakış açını seni ilk tanıdığım zamandan beri sevdim. Ama sanırım, varolduğuna asla inanmadığım birşeyin farkına vardım, ruhumun mühendis olan parçası....
Taylor'un bilimsel yönetimini sanki daha çok sevdim. Peki ya Fayol?
Ayrıntılı yazı, önümüzdeki haftaya kadar gelecek okur.
MBA is really good programme, some lectures of it can not be distinguished from SPS Courses.
I am planning to share some points of management methodologies by Taylor, Fayol and Weber.
Until today, I felt close to Weber myself due to his ideas especially about consumer groups. But,
in case of the management methodologies, I am feeling like an engineer, to be honest I am proud of
it, I feel much more closer to Taylor. What about Fayol?
I'll explain them in detail, it is coming soon.
19 Eylül 2012 Çarşamba
10 Eylül'e...
İzlerken bile ne kadar çok yoruluyoruz filmlerdeki aşkı... her gişe filminde bir burukluk, insanın içini acıtan ağır bir sızı olmazsa olmuyor. Ben bu tür filmler yüzünden insanların kendi yaşadıkları aşkların farkında bile olmadıklarını düşünüyorum. Aşklarının içinden hüzün geçmedikçe kıymet bilinmiyor. Çoğu romantik şarkının da ayrılık sonrası bedbahtlığı anlatmasının temel sebebi de bu bence. Insanımız bu tepside ne sunulursa hayır demiyorlar.
Bense başka türlü bir aşkı anlatacağım size; aslında herkesin yaşabileceği türden olanı. Bugün 10 eylül, benim için aşkın doğum günü. Sevgilim bugün doğdu. Bana aşkın dram gerektirmediğini öğreten insan! Kimsenin yanında onunla olduğum kadar rahat değilim ben... Neşemde de hüznümde de yanımdadir, sırdaşım arkadaşımdir. Ne zaman zor durumda kalsam yanimdadir. Sıkılmadan yorulmadan, tam 5 yıldır. Ben de aynı duygularla yanındayim bu dev yürekli mütevazi adamın... Aşkı aşk yapan da bu bence,
duyguların sürdürülebilirliği.Kavga da ederiz, tartişiriz da ama hasarsız atlatiriz. Bizi huzurlu ve mutlu yapan aramızdaki bağ, dayanikli hale de getiriyor.
iyi ki doğdun sevgilim, nice güzel yaşlara (Benimle :))
Triple Parantez: Telefondan yazılmıştır, hataların affolmasını dileyerek, orjinal haliyle yüklenmiştir.
Bense başka türlü bir aşkı anlatacağım size; aslında herkesin yaşabileceği türden olanı. Bugün 10 eylül, benim için aşkın doğum günü. Sevgilim bugün doğdu. Bana aşkın dram gerektirmediğini öğreten insan! Kimsenin yanında onunla olduğum kadar rahat değilim ben... Neşemde de hüznümde de yanımdadir, sırdaşım arkadaşımdir. Ne zaman zor durumda kalsam yanimdadir. Sıkılmadan yorulmadan, tam 5 yıldır. Ben de aynı duygularla yanındayim bu dev yürekli mütevazi adamın... Aşkı aşk yapan da bu bence,
duyguların sürdürülebilirliği.Kavga da ederiz, tartişiriz da ama hasarsız atlatiriz. Bizi huzurlu ve mutlu yapan aramızdaki bağ, dayanikli hale de getiriyor.iyi ki doğdun sevgilim, nice güzel yaşlara (Benimle :))
Triple Parantez: Telefondan yazılmıştır, hataların affolmasını dileyerek, orjinal haliyle yüklenmiştir.
Alzheimer
Anneannem alzheimer hastası. Çoğu zaman bugünde yaşamıyor, bizleri (çocuklarını, torunlarını) net hatırlayamıyor.Rüya ile gerçek bile karışabiliyor, yani ayırt edebilme yeteneği oldukça azaldı. Bazen anne ve babasının yaşadığına inanıyor, büyük dedemize, yani babasına inanılmaz düşkün olan ve ölünceye kadar ailesine bakmış olan anneannemi bu anlarda sakinleştirmek zaman alıyor, "iki yaşlı ne yaptılar bensiz acaba" diye kendini paralıyor resmen. Dedem ve anneannem için yaşadıkları ilçeden taşımak çok mümkün değil; hatırladığım en genç hallerinde bile 3 gün sonra sıkılıyorlar, evlerine dönmek için sudan sebepler sunuyorlardı. Dolayısıyla yapabileceğimiz en büyük yardım onları sık sık ziyaret etmek.
Annem bunu büyük ölçüde yapmaya çalışıyor; 2 ayda bir mutlaka gidiyor, kalabildiği kadar kalıp geri dönüyor. Teyzelerim ve dayılarımsa pek umursamıyorlar açıkçası. Anneannem hepimizi tam hatırlarken yani sağlıklıyken evleri çocukları ve torunlarıyla dolup taşardı. Hatta dedem evin gürültüsünden bunalıp teker teker gelin diye takılırdı tüm çocuklarına. Özellikle bayram günleri herkes anneanemlerin evinde buluşur,eski büyük yemek masasının çevresinde yerimizi alırdık. Herkes birbirini dinler, neşe içinde yemeğimizi yerdik. Hatta toplum içerisinde özgüvenle konuşabilmemi bu yemek seanslarına bağlayabilirim rahatlıkla.
Maalesef anneannem hastalandıktan sonra sıkı ilişkilerimizi koruyamadık, alzheimer hastasının bakımı gerçekten güç, özellikle bu hasta bir de tek başına tuvalet ihtiyacını karşılayamıyorsa. Yani ziyarete gidenin hemen her konuda yardımcı olması gerekiyor anneanneme. Yemeğini ısrarlarla yedirmesi, tuvalete götürmesi, ilaçlarını zamanında vermesi ve banyo yaptırması gerekiyor, çünkü biz gidince yardımcısı izne çıkıyor.Tuttuğumuz yardımcı bayan bir profesyonel değil, dolayısıyla sadece anneannemin yemeği ve temizliğiyle ilgileniyor.. Anneanneminse gerçekten ilgiye ihtiyacı var. Evet, çoğu zaman mantıklı cümleler (neye göre,kime göre) kuramıyor. Ama dinlenmeye ihtiyacı var. Tüm gençliğini bize ayırmış büyük annemize bunu borçluyuz.
Evet bu yazımda alzheimer'dan bahsetmedim. Alzheimer maalesef ülkemizde yeterince bütçe ayrılmış bir hastalık değil. Dolayısıyla bırakın küçük şehirleri, büyük şehirlerde bile bu konuyla ilgili çok fazla kurum yok. Beni üzense kurum eksikliğinden ziyade vefa eksikliği. Belki şu an hepimiz sağlıklıyız görünürde ama çoğumuzun vicdanı alzheimer.
Haksız mıyım?
Triple Parantez:"Ertesi gün yazacağım" dediğim gün internetimin bozulacağını, sonra günlerce bu durumun çözülmesini bekleyeceğimi söyleseler, tepki bile vermezdim muhtemelen.
Olmayınca olmuyormuş!
Bundan sonra neye karar verirsem vereyim biraz daha temkinli olacağım. Gerçekten.
21 Ağustos 2012 Salı
Bayram Dönüşü
Bloguma keskin bir dönüş yapabilmem için hayata kısa bir mola vermem gerekiyormuş anladım. Aslında sayfamı düzenleme derdindeyim, yani aklıma geleni yazdığım bir "duvar"dan ziyade konu bütünlüğüne sahip bir defter olsun istiyorum. Ve şu an içimden geçen "Context-Concept" kelimelerine dur demeye çalışıyorum, bundan sonra İngilizce yazılarımı ayrı bir adreste toplama kararı aldım.
Gelelim Günün/ Haftanın/ Ayın Konularına...
Yarın Alzheimer'la ilgili yazmak istiyorum, yeni döndüm dinleneceğim.
Umarım yarın artık 1 aydır düşündüğüm değişiklikleri tamamlamış olurum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)